
Abişoğlu Mehmet Zârkişiev Refik Özdek’in “Yazı Yazmaktan Karnı Nasırlaşan Adam” adlı eserinin kahramanı yalnız bu kahraman gerçek oluşu yönüyle hayali roman kahramanlarından ayrılmakta. Mehmet Zârkişi’nin eski Sovyetler Birliği’ndeki Türk boylarının kültür ürünlerini halk ağzından yazıya aktarırken çektiği sıkıntılardan dolayı gerçekten de karnı nasırlaşmış. Yıllar sonra hasretini çektiği İstanbul’a gelen Zârkişi İstanbul’un tarihi güzellikleri karşısında adeta büyülenir ve yazarın evinde geleneklerimize uygun karşılanışı sevgi ve hürmet dolu aile ortamında gördükleri ve evin hanımı ve çocukları tarafından elinin öpülmesi karşısında gözleri dolar. Zârkişi adeta Asya’yla İstanbul’un kucaklaşması olarak gördüğü bu sıcak ortamın tesiriyle “Benim ismim daha önceleri Zârkişiydi. (ağlayan inleyen) fakat bundan sonra kutlu kişi veya Kutlubay olsun” der.
Mehmet Zârkişi bütün zor şartlara baskıcı rejime rağmen babasının vasiyetini yerine getirmek için diyar diyar dolaşmış ve yüzlerce eser derlemiş; kâh yağmur kâh kar altında milletinin kültür güzelliklerinin unutulmaması için uğraşmış ciddi bir ilim adamı bir nevi halk edebiyatçısı ve bu yönüyle zaten Kutlubay ismini çoktan hak etmiş birisi. R. Özdek’in “Yazı Yazmaktan Kamı Nasırlaşan Adam” adlı eserini okurken ister istemez aklımıza şu soru gelmekte: Gerçekte hayat hikâyelerimiz türkülerimiz efsanelerimiz ve nice kültür ürünlerimiz... Bin yıldır değişik renklerle çiçeklenen cennet vatanımızdan yeterince gül derleyebildik mi?
Kültür dünyamızda birçok alanda yaşanan kısır döngüye ve unutulan kültür ürünlerimize göz gezdirecek olursak bu konuda çok ağır davrandığımızı göreceğiz:
Sinemamız “fakir genç zengin kız” kısır döngüsünden kurtulamadan cinselliğin kirli ağlarında can çekişti. 1980 sonrasında aynı tarz -cinsellik- sanat estetik başlıkları altında sunulmaya çalışıldı. Batılı Doğu’ya uzanıp “Küçük Buda”larda sanatın zirvesine ulaşırken kendi köklerinden utanan bizler tarihi açıdan psikolojik açıdan sanat açısından hiçbir ciddiyetle uzaktan yakından ilgisi olmayan filmlerle kendimizi insanımızı aşağılamayı marifet bildik.
Japonlar “7 Samuray”larıyla kendi kimliklerini tarihlerini sinema sanatıyla ölümsüzleştirirken biz yerli kovboy filmleri bile çevirdik. Batı siyasi mizah gibi zor bir konuda “Emret Bakanım Emret Başbakanım” gibi seviyeli filmleri insanına sunarken ince zekasını Nasrettin Hocalarıyla Kel Hasanlarıyla Dümbüllüleriyle ispat etmiş bu millete Fars tipi (kaba saba argo komedi) filmler sunuldu yıllarca..
Bugün birçok sanat dalında geçmişten gelen birikimlerimiz olmasına rağmen kültür ağacımız bir türlü neşv ü nema bulamamakta her geçen gün birkaç yaprak yere düşmektedir. Fikir planında Batılı söylemleri tekrardan öteye geçemeyen aydınlarımızın ekseriyeti üretici-senaaaci tarzdan uzakta birçok eserinde bize eğri gelen Batı’nın doğrularını dayatmakla meşguldürler. Şiirde Fransa’da 150 yıl önce yapılanlar bizde yapılınca adı yenilik olur.
Bu yenilikler birkaç güzel şiirin dışında edebiyat tarihimize güzelliğin değil garâbetin timsali olarak geçti. Gerçekten de bu tarzın temsilcilerinin kendilerini adlandırdıkları gibi bir dönem şiirimiz bir “garip” olmuştur. Şiirde romanda hikâyede kendi tarzımızı geliştiremediğimizden ve kültür köklerimize bigâne kalışımızdan dolayı bir açmaz yaşandığı kitap satış grafiklerinden belli değil mi? Bu yıllardır fikri zenginliğinden uzaklaştırılan bir toplumun vardığı nokta. Kendinden uzaklaşan kimlik kaybına uğratılmış ne Doğulu ne de Batılı olabilmiş fertlerin çok okumasını beklemek hayal. Müzikte vardığımız nokta ise kelimenin tam anlamıyla absürd. Ana sütü gibi temiz türküleriyle asırladır insanımızı besleyen milli kimlik örgüsünün önemli unsuru müziğimizdeki boşluk oynama şıkıdımlarla acayipliklerle doldurulmaya çalışılıyor. Bugün gençleri stadyumlarda spor salonlarında bir araya getiren ruhun gıdası müzik değil. Problemli insanların ağlama duvarlarındaki ah u eninin adı müzik. Kültür dünyamızın birbiriyle iç içe konularıyla ilgili tesbitimiz milletçe bir kültür buhranı yaşamakta olduğumuzdur. Yıllardır yaşanan bu kültür buhranından çıkış yolu ise Anadolu’yu insanımızı anlamamızdan Zârkişi gibi diyar diyar dolaşıp kültürümüze malzeme derlemekten geçiyor. Anadolu kültür sahasında bir ihya bekliyor. Bu canlanmayı şahlanışı Anadolu’yu karış karış gezip türküleriyle hikâyeleriyle efsaneleriyle gün ışığına kavuşturacak Zârkişiler yapacaktır. Bu gerçekleştiği zaman Zârkişi Anadolu KUTLUBAY olacaktır.
| Sitemiz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, site yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, admin@egitimmekani.com mail adresinden bize ulaşabilirler. Buraya ulaşan talep ve şikayetler Hukuk Müşavirimiz tarafından incelenecek, şikayet yerinde görüldüğü takdirde ihlal olduğu düşünülen içerikler sitemizden kaldırılacaktır. Ayrıca, mahkemelerden talep gelmesi halinde hukuka aykırı içerik üreten ve hukuka aykırı paylaşımda bulunan üyelerin tespiti için gerekli teknik veriler sağlanacaktır. |